Bismillah diyerek başlayalım... Nasılsınız canlar? Bugün sizi çok uzaklara, yeryüzünün gökyüzüyle buluştuğu o sessiz zirvelere, dünyanın çatısına götürüyorum. Karşınızda öyle sıradan bir taş durmuyor; toprağın göğe sunduğu o en saf kristal dua, yeryüzünün donmuş ışığı var: Himalaya Kuvarsı.
Düşünün... Kilometrelerce yüksekte, bulutların bile üzerinde, insanın adım atamadığı o dondurucu soğukta ve muazzam bir basınç altında doğan bir mucize bu. Bizim hikayemiz hep topraktan başlar ya; işte Himalaya Kuvarsı, o karanlık balçığın milyonlarca yıl boyunca en yüksek safiyete ulaşıp şeffaflaşmış halidir. İçindeki o incecik puslar, o minik karbon izleri kusur değil; dünyanın milyonlarca yıllık nefes alışının, o dağların engin bilgeliğinin mühürleridir.
Peki bu taşı neden kristaller aleminin tartışmasız "Usta Şifacısı" ilan ediyoruz? İşte burası çok önemli dostlar, lütfen burayı kalbinizle dinleyin. O sadece dışarıdan gelip size dokunan bir şifa aracı değildir. Onu avucunuza aldığınızda yaptığı ilk şey, sizin kendi içinizdeki o uyuyan, unutulmuş şifacıyı uyandırmaktır! Bedeninizin o kendi kendini onarma gücünü tetikler. Bağışıklık sistemini öyle bir ayağa kaldırır, o yorgun hücrelere öyle bir "titre ve aslına dön" emri verir ki... Hastalığınız, fiziksel veya ruhsal probleminiz her neyse, bedeninizin bozulmuş akordunu yeniden ayarlar ve frekansınızı tam da olmanız gereken o en sağlıklı seviyeye çeker. Sinir sistemindeki aşırı yükü, o patlamaya hazır stresi bir paratoner gibi toprağa iletip bedeni muazzam bir dengeye oturtur.
Bu eşsiz şifanın auranıza sızan o sarsıcı frekansı nedir derseniz... Atölyemin o sessizliğinde isminin sırrına indiğimde karşıma çıkan rakam doğrudan 9 oldu! İşin o mutfak kısmını, hesaplamanın sırrını tamamen kendi kasamda saklıyorum artık. Ama bu 9 frekansının sizin teninize değdiğinde ne yapacağını çok iyi biliyorum: 9, tekâmülün zirvesidir canlar. Bilgeliğin, tamamlanmanın ve evrensel şifanın mutlak mührüdür. Himalaya Kuvarsı o 9 frekansıyla size şunu fısıldar: "Artık arınma vaktin geldi. Yarım kalan tüm döngülerini tamamla, iyileş ve ruhunun o en berrak zirvesine tırman."
Taç çakranızın üzerinde bir ışık sütunu gibi açılan bu berraklık, bizi doğrudan o muazzam ilahi tasvire, Nur Sûresi 35. Ayet'e götürür: "Onun nuru, içinde lamba bulunan bir kandil yuvası gibidir. O lamba bir cam içindedir, o cam sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır..." İşte Himalaya Kuvarsı, o inci gibi parlayan yıldızın topraktaki fiziksel yansımasıdır. Allah’ın insanı topraktan yaratıp ona kendi ruhundan üflediği o ilk anın temizliğini taşır. Toprağın sizi sadece aşağıya çekmediğini, aksine niyetle ve şifayla yoğrulduğunda sizi nasıl göğe, nura yükseltebileceğini gösterir.
Eğer şu aralar ruhunuz yorgunsa, bedeninize hastalıklar, ağırlıklar çöküyorsa, hayatın o karmaşası içinde "içimdeki o iyileşme gücünü kaybettim" diyorsanız... Dağların o buz gibi, tertemiz nefesini avucunuza alın. Unutmayın; siz de bu taş gibi, en ağır baskıların altından ve en karanlık topraklardan elmas gibi parlayarak çıkma gücüne sahipsiniz. Şifası şimdiden bütün hücrelerinize dolsun!