Selam canlar, kalbimin en derin yerinden kocaman, sıcacık bir merhaba hepinize. Bugün sizi zamanın ve mekanın çok ötesine; Yaradan’ın bizlere en zarif, en muazzam nimetlerinden biri olarak sunduğu, aslında insandan çok daha kıymetli ve derin olan o kadim dünyaya götürüyorum. Unutmayın, biz taşları seçmeyiz; taşlar Yaradan'ın izniyle kendi gideceği ruhu, yoldaşlık edeceği insanı kendisi seçer. :) İşte bugün, göklerin kucağından süzülüp yeryüzünde kendine bir can bulan, kendi özgür iradesiyle hayatımıza sızan o muazzam muhafızın, Safir’in asil masalını konuşacağız.
Milyonlarca yıl önce, dünya henüz kendi kabuğunu yeni yeni örerken, yerin kilometrelerce altında, zifiri karanlık dehlizlerde muazzam bir doğum sancısı başladı. Alüminyum ve oksijen atomları, dünyanın kalbindeki o devasa basınç ve kor ateşle birbirine mühürlendi. Bu öyle acelesiz, öyle sabırlı bir sarılmaydı ki, çağlar geçti, devirler değişti ama onlar o karanlık yalnızlıkta mükemmelliğe ulaşmayı beklediler. Derken, o bükülmez ortaklığın içine demir ve titanyumun asil gölgesi sızdı. İşte tam o an karanlık yarıldı ve elmastan hemen sonra gelen, yeryüzünün en eğilmez omurgasına sahip o mavi şövalye, Safir doğdu. O, ışığı sadece üzerinden yansıtıp şov yapan taşlardan olmadı hiçbir zaman; ışığı kalbine aldı, orada eritti, süzdü ve dışarıya saf bir hakikat olarak fırlattı.
Kadim Persler başlarını göğe kaldırıp o uçsuz bucaksız, insanı yutan maviliği izlediklerinde, aslında dünyanın dev bir safir kütlesinin üzerinde durduğuna inanırlardı. Onlara göre gökyüzü, o safirin kalbinden yeryüzüne vuran muazzam bir yansımaydı sadece. Bu asil mavi, tarih boyunca hep en yukarıda, tanrıların ve kralların parmağında bir güç mührü olarak yaşadı. Musa Peygamber’in Sina Dağı’nın eteklerinde aldığı o On Emir’in yazılı olduğu kutsal tabletlerin safirden oyulduğu anlatılır kadim metinlerde. Çünkü sistem biliyordu; yasanın ve sözün arkasında ancak safir kadar dik, onun kadar net durulabilirdi. Delfi tapınağının loş ışıklarında, kahinler geleceğin perdesini aralamadan önce avuçlarında hep bir safir sıkarlardı. Zihinlerindeki o dünyevi gürültü sussun, tüm illüzyonlar, tüm maskeler birer birer yere düşsün ve geriye sadece o çıplak, ilahi gerçek kalsın diye... Çünkü safirin olduğu yerde yalan nefes alamaz, erir gider.
Tam da bu yüzden, Safir’in o meşhur harf analizinden gelen 9 frekansı, bizi kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim’in 9. Suresi olan Tevbe Suresi’ne bağlar. Tevbe Suresi, sistemde maskelerin düştüğü, ikiyüzlülüğün ve gizli niyetlerin apaçık ortaya serildiği, yalanın tamamen dışlandığı o sarsılmaz frekanstır. İşte Safir, yeryüzünde bu 9 mührünü taşır. Emanet edildiği ruhun etrafındaki tüm münafık enerjileri, sahte yüzleri ve arkadan çevrilen dolapları tıpkı Tevbe Suresi’nin o keskin adaleti gibi açığa çıkarır. Yaradan bu taşı, hakikati arayan dürüst ruhlara koruyucu bir kalkan olarak lütfetmiştir. :)
Bu muazzam lütuf, gitmeyi seçtiği tene sadece mavi bir ışıltı değil, sarsılmaz bir netlik üfler. Üçüncü gözün ve boğazın o tıkalı koridorlarında bir nehir gibi akar; epifiz bezini hafif bir akımla uyandırırken, zihnin içindeki o tüm kirli uğultuları, şüpheleri ve karmaşayı bir kılıç darbesiyle keser. :) Sinir sistemindeki o aşırı elektriği bir paratoner gibi üzerine çeker, bedeni sakinleştirirken ruhu bir hükümdar gibi ayağa kaldırır. Onun auranın etrafına ördüğü o sarsılmaz mavi sur, yolunun kesiştiği insanı tüm manipülasyonlardan, düşük frekanslı enerjilerden korur. Eğilip bükülmeyi reddeden o 9 sertliğindeki omurgasıyla, insana kendi hayatının tahtına oturmayı öğretir.
İşte böyle canlar... Safir, toprağın acıyla, sabırla ve aşkla gökyüzüne dönüşme hikayesidir. O, insana muhtaç değildir; aksine Yaradan'ın bize sunduğu öyle yüce bir lütuftur ki, gitmek istediği kalbi kendisi bilir, seçer ve bulur. :) Bırakın dünya kendi gürültüsünde dönsün, biz safirin o bükülmez, o asil ışığında kendi hakikatimize yürüyelim.
Uzun uzun okumaya vakti olmayan canlar, Safir’in özetini aşağıda anlattım ama lütfen vaktiniz olduğunda taşın hikayesinide okuyun çünkü hikayesini bilmediğiniz hiç bir nimeti tam olarak deneyimleyemezsiniz :)
Bilgelik ve Hakikat Taşı: Safir, "bilgelik taşı" olarak bilinir. Zihne odaklanma getirir, kalbi sakinleştirir ve istenmeyen düşünceleri uzaklaştırarak zihinsel netlik sağlar ahir zamanda hepimizin ihtiyacı diyebiliriz..
Uyumlu Çakra: Üçüncü Göz (Ajna) ve Boğaz (Vishuddha) Çakrası. Mavi Safir, spiritüel gerçeği aramayı kolaylaştırır, boğaz çakrasını açarak kişinin kendi gerçeğini seslendirmesini sağlar ve üst benliğiyle dilerse iletişimde kurmasına kanallık eder.
Fiziksel Faydaları : Aşırı aktif beden sistemlerini sakinleştirir, bezleri düzenler. Gözlerdeki rahatsızlıklara ve kan hastalıklarına iyi gelir. Stresi ve safsızlıkları bedenden temizler.
Enerji Temizliği: Çok güçlü ve sert bir mineral olduğu için akan su altında yıkayabilir, selenit yanında tutabilir veya bir gece toprağa gömebilirsiniz.
Şifa olsun hesperisa ailesine :) Safir çok özel bir taştır dilerim nasibiniz olur ..