Türkiye’nin en renkli, en hayat dolu ruhlarından biri, Fatih Ürek, 30 Ocak 2026 Cuma akşamı, ardında doldurulması imkansız bir enerji ve derin bir sessizlik bırakarak aramızdan ayrıldı. 15 Ekim 2025’te başlayan ve tam 105 gün süren o zorlu yaşam mücadelesi, tıbbın "kalp yetmezliği" dediği, spiritüel dünyanın ise "tekamül tamamlanması" olarak adlandırdığı bir finalle son buldu.
Bu satırları sadece bir vefat haberi olarak değil; bir ruhun sahne ışıklarından, kaynağın kendisine, yani ebedi ışığa yaptığı yolculuğun spiritüel bir okuması olarak kaleme alıyoruz.
Fatih Ürek’in yolculuğu, 15 Ekim 2025 sabahı, evinde geçirdiği ani kalp kriziyle yön değiştirdi. Tıbbi raporlar kalbinin 20 dakika durduğunu kaydederken, ezoterik öğretiler bu anı bir "eşik deneyimi" olarak tanımlar.
Bedenin yoğun bakımda geçirdiği o 105 gün, aslında ruhun dünya ile bağlarını yavaş yavaş çözdüğü, karmik yüklerini hafiflettiği bir "arınma ve vedalaşma" süreciydi. Astrolojik olarak baktığımızda, bu sürecin tesadüf olmadığını, gökyüzünün büyük planıyla muazzam bir senkronizasyon içinde işlediğini görüyoruz.
Fatih Ürek’in vedası, gökyüzünün çok nadir ve güçlü bir enerjiye ev sahipliği yaptığı bir ana denk düştü. Bir astrololog gözüyle bu veda, rastgele bir bitişten ziyade, "tamamlanmış bir döngü"dür.
26 Ocak 2026 haftasında Neptün, Balık burcundaki uzun seyahatini bitirip Koç burcuna geçti. Koç, "Ben" demektir; başlangıçtır ve ateştir. Neptün ise çözülme ve ilahi olana karışmadır. Fatih Ürek gibi "ateşli", sahnede devleşen ve benliğiyle parlayan bir karakterin, Neptün Koç geçişinin hemen başında fiziksel formunu bırakması, onun ruhsal bir uyanışla "Ben"likten "Biz"liğe geçişini simgeler.
Vefatın gerçekleştiği 30 Ocak akşamı, şans ve bilgelik gezegeni Jüpiter, Vedik astrolojiye göre Punarvasu Nakshatra'sında geri hareketteydi (Retro). Punarvasu, kelime anlamıyla "Işığın Tekrar Parlaması" ve "Evine Dönüş" demektir.
Bu yerleşim bize fısıldıyor ki; Fatih Ürek, dünyevi görevini bitirdi, bavulunu topladı ve Jüpiter'in rehberliğinde asıl evine, ruhsal yuvasına geri döndü. Bu bir son değil, muazzam bir eve dönüş hikayesidir.
Fatih Ürek dendiğinde akla gelen o ikonik "yılan dansı", sadece bir sahne şovu muydu? Spiritüel perspektiften bakıldığında yılan, Kundalini enerjisinin, dönüşümün ve şifanın sembolüdür. O, yıllarca sahnede farkında olmadan bu kadim sembolü canlandırdı; enerjiyi omurgadan yukarıya taşıdı ve neşeyi bulaşıcı bir frekans olarak kitlelere yaydı.
Onun yaşam amacı (Dharma), insanlara neşeyi, yargısızlığı ve "kendin gibi olma" cesaretini hatırlatmaktı. Ve şimdi, bu enerjiyi madde dünyasından manevi dünyaya taşıdı.
Fatih Ürek’in gidişi, hepimize şu soruyu sorduruyor: "Kendi sahnemizde, kendi ışığımızla ne kadar varız?"
Onun 3,5 ay süren sessiz mücadelesi ve ardından gelen huzurlu vedası, hayatın kırılganlığını ama ruhun ölümsüzlüğünü hatırlatıyor. Yas tutmak doğal ve insani; ancak bu yası tutarken onun bize bıraktığı o hayat dolu, kıpır kıpır enerjiyi onurlandırmak, ona gönderebileceğimiz en güzel dua olacaktır.
Güle güle Fatih Ürek... Yılanların bilgeliği, Neptün'ün şefkati ve Jüpiter'in ışığı yolunu aydınlatsın. Sahne şimdi meleklerin.
Yazar: Hermesshealing Editör Ekibi | Tarih: 01 Şubat 2026 | Okuma Süresi: 6 Dakika
Bu içerik, Hermess Healing'in spiritüel farkındalık ve astrolojik analiz arşivine aittir. İzinsiz kullanılamaz.