Yazar: Hermesshealing | Kategori: Ruhsal Uyanış & Enerji Yasaları
Zaman zaman kendini bu devasa dünyanın içinde küçücük, çaresiz ve kaybolmuş hissediyor olabilirsin. Hayatın koşturmacası, geçim derdi, bitmek bilmeyen sorunlar sana sadece "sıradan bir insan" olduğunu fısıldayabilir. Ancak bugün, unuttuğun o büyük hakikati sana yeniden hatırlatmak için buradayım.
Önce şu gerçeği derin bir nefesle içine çek:
"Sen okyanusta bir damla değilsin; bir damlada koca okyanussun."
Bizler sadece etten, kemikten veya günlük rutinlerden ibaret varlıklar değiliz. Hücrelerimizin en derininde, kainatın o muazzam matematiğini ve yaratıcının üflediği o sonsuz potansiyeli taşıyoruz. Dışarıda gördüğün o uçsuz bucaksız evrenin bir kopyası, aslında senin zihninde ve kalbinde atıyor.
İçinde taşıdığın enerji, durağan bir göl değil; etrafındaki fiziksel gerçekliği şekillendiren canlı bir frekans ağıdır. Bu enerji, senin görünmeyen evreninin kapılarını aralar. Gözle göremesen de düşüncelerinin bir ağırlığı, duygularının bir titreşimi ve niyetlerinin bir çekim gücü vardır.
İşte tam da bu yüzden iyi düşün... Çünkü evrensel sistem, senin neye ihtiyacın olduğuna veya neyi hak ettiğine bakarak çalışmaz; senin hangi frekansta yayın yaptığına bakarak çalışır.
Korkuyu çağırırsan, karşına korkacağın senaryolar çıkar.
Yokluğu çağırırsan, cüzdanındaki bereketin akışı kesilir.
Sevgi ve güveni çağırırsan, evren sana şefkatli ellerini uzatır.
Radyo frekansı gibi düşünün; cihazınız 90.0 frekansındaki "hüzün ve kurban psikolojisi" kanalına ayarlıysa, 100.0 frekansındaki "neşe ve bolluk" yayınını duyamazsınız. Neyi çağırırsan, o seni bulur. Kuantum fiziğinin ve ilahi nizamın değişmez kuralı budur.
Evren, henüz gerçekleşmemiş ve şekil almayı bekleyen sınırsız ihtimallerle (kuantum olasılıklarıyla) doludur. Bu ihtimaller uzay boşluğunda uyuyan tohumlar gibidir. Onları uyandıran, sulayan ve senin fiziksel gerçekliğine taşıyan şey ise kelimelerindir.
Söz, sadece bir iletişim aracı değil; bir yaratım aracıdır, bir tılsımdır. Ağzından çıkan her cümle, kainata yazılmış bir dilekçedir.
"Asla başaramayacağım" dediğinde, başarısızlık ihtimalini uykusundan uyandırırsın.
"Hayat çok zor ve ben çok yorgunum" dediğinde, o yorgunluğu hücrelerine mühürlersin.
"Ben güvendeyim, evrenin sonsuz bolluğu bana akıyor" dediğinde ise o güzel ihtimaller filizlenmeye başlar.
Sen nasıl konuşursan, hayatının sahnesinde o ihtimaller uyanır ve o karakterler canlanır.
Bu derin uykudan uyanmak ve kendi evreninin direksiyonuna geçmek için bugünden itibaren şu üç adımı hayatına davet et:
Zihin Bekçiliği Yapın: Gün içinde aklınızdan geçen düşünceleri yakalayın. Kendinizi felaket senaryoları yazarken bulduğunuz an, derin bir nefes alın ve o düşünceyi "iptal ediyorum" diyerek serbest bırakın.
Kelimelerinizi Seçin: Kendi üzerinize okuduğunuz beddualardan (Bende şans yok, asla düzelmez, hep beni bulur vb.) vazgeçin. Ağzınızdan çıkan kelimelerin sizin kaderinizi yazan birer kalem olduğunu unutmayın.
Frekansınızı Yükseltin: Doğal taşların titreşiminden, doğanın topraklayıcı gücünden ve şükür enerjisinden faydalanın. Şükür, varlık bilincine geçişin en hızlı asansörüdür.
Unutma canım dostum; sen çaresiz bir damla değil, tüm okyanusun gücünü kalbinde taşıyan o eşsiz varlıksın. O yüzden iyi düşün, güzel konuş ve kalbini ferah tut ki; hep güzel olan seni bulsun. Şifa ve ışıkla...