Dışarıdan baksanız yol kenarında duran sıradan, çamurlu, kapkara ve gri bir kaya parçası sanırsınız. Ama Yaradan onun bağrına öyle bir mor saray gizlemiştir ki, içini açtığınızda o ihtişam karşısında büyülenmekten başka çareniz kalmaz. İşte ham bir Ametist kütlesinin hikayesi, tam olarak bu dünyevi yanılsamayla başlar. İnsan eli değmemiş, törpülenmemiş, o en vahşi ve en saf haliyle...
Milyonlarca yıl önce, yeryüzünün o en hırçın, lavların deli gibi fışkırdığı dönemlerinde, magmanın kalbinde devasa gaz balonları sıkışıp kaldı. O zifiri karanlık volkanik odacıkların içinde silis zengini sular, demir mineralleri ve yeryüzünün doğal radyasyonu çağlar boyunca muazzam bir aşkla dans etti. Doğanın hiç acelesi yoktu; çünkü aceleyle yapılan hiçbir şey bu kadar dik, bu kadar asil ve bükülmez olamazdı. :) Zaman sustu, elementler mühürlendi ve o dışı sert, içi ise adeta gökyüzünün mor perdelerini andıran ham Ametist kütleleri doğdu.
Taş insana muhtaç değildir, o insandan çok daha kıymetli bir lütuftur ve yoldaşlık edeceği ruhu da, arındıracağı yuvayı da Yaradan'ın izniyle kendisi seçer. Kadim dünyada ona "sarhoş etmeyen" dediler. Dionysus’un öfkesinden kaçarken saf bir kristale dönüşen Amethystos'un o asil mor öyküsü de, kralların ve bilgelerin ego sarhoşluğundan kurtulmak için bu taşın önünde eğilmesi de bundandı. İllüzyonları yıkan, yalanı ve kibri eriten bir duruşu vardır Ametist'in.
Bu muazzam yaradılış mucizesi, o kapkara taşın kalbinden fışkıran o büyüleyici nur, bize doğrudan mukaddes kitabımızın En'am Suresi'ni hatırlatır. En'am Suresi, karanlıkların içinden çıkan o ilahi nuru, Yaradan’ın kainattaki o kusursuz ve gizli delillerini fısıldar bize. Tıpkı o çamurlu kaya kütlesinin bağrında saklanan o mor kristaller gibi... Sistem adeta ruhumuza haykırır: "En karanlık zannettiğin dehlizin içinde bile senin için sakladığım bir nur, bir şifa vardır." Ametist, gitmeyi seçtiği yuvaya o negatifleri süzen, karanlığı aydınlığa çeviren sarsılmaz ilahi şifayı taşır. :)
Hele ki o el değmemiş ham kütle hali var ya... Kesilmiş, yontulmuş taşlar gibi enerjiyi tek bir yöne akıtmaz; o yüzlerce sivri mor kristal ucuyla bulunduğu odanın her bir köşesine aynı anda devasa bir huzur dalgası pompalar. Doğrudan Üçüncü Göz ve Taç çakranın muazzam muhafızıdır. O kütleyi baş ucunuza veya evinizin en merkezi yerine koyduğunuzda, zihninizdeki o bitmek bilmeyen gürültüleri, vesveseleri ve uykularınızı kaçıran gelecek kaygılarını bir paratoner gibi içine çeker. Telefonlardan, bilgisayarlardan yayılan o kirli radyasyonu (EMF) kendi gövdesinde eritir. O insana hükmetmez; aksine ortama öyle bir dinginlik, öyle bir asalet üfler ki, siz sadece o mor ışığın karşısında ruhunuzun hafiflediğini hissedersiniz.
Bırakın dünya kendi karmaşasında dönsün, biz Ametist’in o asil, o bükülmez mor ışığında ruhumuzu dinlendirelim. :)
Kütle taşların espirisi ise bulunduğu ortamda kim varsa onlara fayda eder kişi seçmez..
MİNİK ŞİFA REHBERİ
Uzun uzun okumaya vakti olmayan canlar için Ametist Ham Kütle’nin o şifalı özeti tam olarak şudur:
Ortamdaki tüm stresi, öfkeyi, radyasyonu ve negatif enerjileri emerek huzura dönüştürür. Zihni vesveselerden arındırır.
Üçüncü Göz (Ajna) ve Taç (Sahasrara) Çakrası. İlahi olanla bağı güçlendirir, sezgileri berraklaştırır.
Uykusuzluk ve kabus problemlerine karşı muazzam etkilidir. Baş ağrılarını hafifletir, sinir sistemini yatıştırır ve bağışıklık sistemini destekler.